19 Temmuz 2011 Salı

Sesimi duyan var mı?



Kör bir kuyunun dibinden sesleniyorum size. Penceresiz, havasız, sessiz hücremden... Sesimi duyan var mı? Bir türkü çığırtsanız kulaklarıma, uzaktan da olsa, ölüm sessizliğini yırtsa hücremin. Mürekkebi solmuş da olsa, bir mektup gelse dosttan gökkuşağına boyasa karanlığı… Rüzgârla savrulup gelsen ey yaşam!
Bana yoldaş olan yıldızlar, güneş ve ay, beni bu hücreyle tanıştıran emek ve adalet, yüzleri unutturulan dostlarım sesimi duyan var mı? Dışarıdaki dünyanın rüzgârıyla savrulup giden ey insanlık, sesimi duyan var mı?
•••
Gözlerimiz kör, kulaklarımız sağır, dillerimiz lal olmuş adeta… Oysa bu çığlık hemen yanı başımızda!
Evet, hapishanelerden yükseliyor bu çığlık. Belki de hepimizi bir gün ağırlayacak o dört duvar arasından... Türkiye'nin kanayan yarası haline gelen o görünmeyen/ bilinmeyen diyardan. Yarayı sarma zamanı gelmedi mi çoktan? O çığlığı duyabilmek, yaranın acısını hissedebilmek için kanamalı mı bizim de bir yanımız?
•••
Kirli siyasetin gündemine takılıp kalırken, asıl meseleler göz ardı ediliyor/ unutturuluyor. Günlerdir, haftalardır yeni Meclis tartışılıyor. Birileri bizim adımıza, gündemimizi belirliyor, bizim adımıza kararlar alıyor, hayatımızı yönlendiriyor... Can yakıcı sorunlar çözümsüz beklerken, sahte gündemlerle yaşam bizden çalınıyor. Demokrasi naraları atanların gerçek yüzü bir kez daha açığa çıkmadı mı bu seçimlerde? Gerçek bir demokrasi olmadan adil ve demokratik bir Meclis’in de olamayacağını bir kez daha öğretmedi mi 12 Haziran seçimi ve sonrasında yaşananlar...
Küçük bir umuttu belki oğlunu gözaltında yitiren Berfo ana için Meclis. F Tipi işkence hanelerde kaybolan geleceğine dair küçük bir ışıktı belki Meclis Ferhat için, Zeynep için, Özgür için… Ama sadece küçük bir ışık! Aynı havayı soludukları, ekmeklerini bölüştükleri vekiller çıkardılar belki kendi aralarında sorunlarını Meclis’e taşımak için. Belki yasalarda ufacık da olsa 'iyileştirme' yapılabilinirdi bu daracık hücrelerden çıkarılmak için. Gencecik bedenlerinin taşıdığı o ağır yük bir nebze de olsa hafifleyebilirdi. Evet, sadece hafifleyebilirdi. Çünkü köklü bir değişim (devrim) olmadan, gerçek bir adaletin mümkün olamayacağını yaşadıkları, yaşadıklarımız öğretmişti.
Onlar, bizler, hepimiz, herkes biliyor ki, demokratik haklarımızı kullandıkça sokaklarda, cop başımızdan eksik olmayacak, gözaltılar, işkenceler hayatımızın 'doğal' bir parçası olmaya devam edecek. Ve yine biliyoruz ki biz hakkımızı aradıkça bize tek adres gösterilecek: Zindan! Yani, o ışık girmeyen, ses girmeyen kör kuyu. Yani, yavaş yavaş öldürerek bize mezar olan F Tipleri.
•••
Elimdeki mektup F Tiplerini tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Yaşanılır bir dünya için büyüttüğü düşler onu ölünceye dek müebbet hapse mahkûm bırakmış. Tekirdağ F Tipi'ndeki tek kişilik hücrede kalıyor Hasan Şahingöz. Sekiz metrekarelik hücresinde, günleri, saatleri geçirmeye çalışan Şahingöz, diğer 'kader' arkadaşları gibi, havalandırmaya da tek başına çıkartılıyor. Hapishane idaresi bununla da yetinmiyor. Tek kişilik hücrelerde kalanların dışarıyla tüm bağlarını kesmek için, yöntem üzerine yöntem geliştiriyor (!) İçerideki mahkûm havalandırmaya çıkan komşusunu görmesin diye, ufacık pencerenin önüne dolap monte ediliyor.
Hasan Şahingöz, diğer tüm ağırlaştırılmış müebbet hükümlüler gibi birinci dereceden akrabaları dışında kimse ile görüştürülmüyor. Ömür boyu hapis cezasını az görmüş ki 'devletimiz' ceza üstüne ceza yağdırmaya devam ediyor. Haklarının bir bir gasp edilmesine karşı çıktığı için Şahingöz'e üç yıl görüş yasağı verilmiş. On beş günde bir aile görüşü yapabilen Şahingöz bundan sonra ailesi ile de görüşemeyecek. Ceza bununla da kalmamış, hapishane idaresi Şahingöz’e otuz üç soruşturma daha açmış. ‘Yasaklar’ ın hüküm sürdüğü cezaevinde BirGün de yasak.
"29 Mayıs'ta BirGün gazetesinin hücrelerimize girmesi yasaklandı. BirGün alan arkadaşların hücreleri bir bir basıldı. Bu yasağın nedeni de BirGün’ün hapishane ile ilgili haber yapması…”
Bu cümlelerle anlatıyor yasağı Hasan Şahingöz, avukatı Gülizar Tuncer’e yazdığı mektupta. Hapishaneler varoldukça, BirGün hapishane gerçekliğini yazmaya devam edecek Şahingöz.

BirGün/29 Haziran 2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder