7 Ağustos 2011 Pazar

Siz hiç "tatil oyunu" oynadınız mı?

Şöyle bir uzanmaya ne dersiniz masmavi bir denize. Tepenizde parıldayan yıldızlar, ve kuş sesleri, çekirge sesleri… Masa ve sandalye yerine çimler; otomobil yerine bisiklet. Zır zır çalan telefonlar yok, sonu gelmeyen e-postalar da. Yani hiç bir trafiğe geçit vermeyecek bir dünya. Uyku ve uyanıklığın bedenimizin iradesinde olduğu bir hayat. Belediye otobüslerinin peşinden koşmak değil de, spor amacıyla yapılan bir koşu. Zaman ve para bir araya gelmediği için yolda ya da iş yerinde yemeğe mecbur bırakıldığımız simit yerine, sütten baldan bir kahvaltı. Kent yaşamının yüzeyselliğinin aksine, gün içinde hem derin sohbetlere, hem de kitap okumaya bolca zaman ayırdığımız bir dünya. Ve oyunlar oynadığımız bir dünya. "Kaybetme- kazanma" üzerine değil bu oyunlar. Eğlendiren, güldüren oyun türü bunlar.
Çok mu uzak geldi bu dünya? Hayır. Böyle bir dünya ne düş ne de imkânsız. "Tatil" adı altında bize sunulan, daha doğrusu SATILAN yaşam, hava gibi, su gibi doğal bir ihtiyaç. Her günümüzü böyle yaşayabilirdik. Hem üreterek, hem de insan gibi yaşayarak. Ancak emeğimizi pazara çıkaran kapitalizm, doğayı da sattı. İnsana dair olan herşeyimizi bir bir gasp etti. Bizi kendimize yabancılaştırdı. Kendimize yabancılaştırdığı gibi bizim olan bir yaşamı sahiplenmeyi de unutturdu!
Sahiplenmeyi unuttuğumuzdandır ki, bir hafta tatil yapabilmek için gecemizi günüdüzümüze katıp bu çarkı döndürmeye devam ediyoruz.
Sahiplenmeyi unuttuğumuzdandır ki tatil yapabilmek için aylarca ter dökerek çalışıyoruz. Evet, sadece bir hafta tatil için tüm bu çapa. Bir hafta güneşi ve denizi görebilmek için, bir hafta dağlarda, bayırlarda kendimizi bulmak için. Oysa ki dağlar, güneş, deniz zaten bizim!
Düşünsenize, bir haftalık gibi küçük bir zaman dilimi bile olsa, bu tatil ne kadar önemli bizim için. Ama peki bu tatilin dönüşü? Dönüş çoğumuzun canını incitmedi mi? Evde ödenmeyi bekleyen faturalar, iş yerimizde yokluğumuzda biriken işler... Tatile çıkmadan önceki stres dönüşte ikiye katlanmıyor mu? Sizde de öyle olmuyor mu? "Değer miydi bu tatile" diye düşünmediz mi siz de?
Diyeceksiniz ki, "Peki düzen böyle diye hiç tatil yapmayalım mı?" Elbetteki yoğun iş temposundan, şehir stresinden uzak bir yerlere gideceğiz. Elbette kendimize zaman ayıracağız. Ama bunu yapmanın başka yolları da var. Var mısınız bunu komin bir şekilde gerçekleştirmeye? Mademki bu düzen bize yaşama şansı bırakmıyor. Biz de alternatifimizi ortaya koyalım. Doğa festivallerine katılalım, gençlik kamplarında yer alalım...Hem doğayla buluşurken, ne zamanımız ne de dişimizle, tırnağımızla kazandığımız emeğimiz boşa gitmiş olacak.
Kolektif yaşamı büyütecek hiçbir şeyden sakınmayalım. Hadi artık şu "tatil oyunu"na hep birlikte son verelim.
Ne dersiniz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder