17 Mart 2012 Cumartesi

Tutuklu kadınlar neden regl olamıyor?


            Aysel Kılıç
      
         İçeride, yani hapishanelerde neler olup bittiğini, ya tutukluların gönderdiği mektuplardan öğreniyorum ya da ayda yılda bir gittiğim ziyaretlerden. Gazeteci kimliğim nedeni ile tutuklulardan bugüne kadar sıkça mektup aldım. Gelen mektupların büyük çoğunluğunda, tecrit sorunu anlatılıyor. Kimisinin aile görüşü engelleniyor, kimisinin ise mektuplarına, kitaplarına el konuluyor. Sadece bunlarla bitmiyor sorunlar, sıcak ve soğuk su sıkıntısı, havalandırılmaya toplu çıkamamak vs. vs… Mektuplar geldikçe, tutuklulara daha da yakınlaşıyorum, onların acısını acım; sevinçlerini sevincim gibi yaşıyorum. Bazen bir mektubu defalarca okuduğum oluyor.

         Yıllarca yazdım/yazıyorum, haberini yapıyorum içeridekilerin. BirGün de aynı duyarlılıkla, tutuklu ve hükümlülere sayfa açtı, gelen mektupları bir bir yayımladı. Bugüne kadar gelen mektupların büyük çoğunluğu erkek tutuklu ve hükümlülerdendi. Ama son zamanlarda kadınlardan gelen mektuplarda bir artış olduğunu fark ettim. Bu durum beni şaşırtmadı; çünkü kadınlar bilinçleniyor, sokağa çıkıyor, hakkını arıyor. Bilinçlendikçe, özgürlük mücadelesinin bedeli de ağır oluyor. Bilinçlendikçe kadınlar, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, şiddete maruz kalıyor…
 
                                                    * * *
           Hediye Aksoy,  hem görme engelli hem de kanser hastası. “Ben mahpusluk içinde mahpusluk çekiyorum” diyor mektubunda. Hasta haliyle saatlerce ring aracında, adliye ve hastane kapılarında bekletildiğini yazıyor Hediye ve ekliyor, “Tutuklu ve hükümlülerin, siz dışarıdakilerin desteğine ihtiyacı var.”  Yasemin Karadağ da 7 aydır Bakırköy Hapishanesi'nde tutuklu. Böbreğinin birini gençlik yıllarında, hapishanede kaybetmiş, kalan böbreği de yetersiz çalışıyor. Yemek yiyemediği için 40 kiloya düşmüş. Yasemin mektubunda, “ İyi beslenmem ve sağlığıma uygun diyet yapmam gerek ancak, hapishane koşullarında bu mümkün değil” diye yazmış.  Fatma Tokmak’ı bilmeyeniniz yoktur. 1996’da henüz bebek olan oğlu Azat ile birlikte gözaltına alınmış, 15 gün boyunca ağır işkencelere maruz kalmıştı Fatma Tokmak. Uğradığı işkenceler nedeni ile kalp hastası olan Fatma’nın tek isteği, biran önce oğlu Azat’a kavuşmak.

             Mektupları okurken, içimde, ta derinlerde bir şeyler acıyor, boğazım düğümleniyor… Onlar, özgürlüğün bedelini ağır ödüyorlardı. Tüm bunları düşünürken, Zeyno’ nun masamda duran fotoğrafına bakıyorum, dünyaya meydan okurcasına gülümseyen fotoğrafına. O’nu görmenin zamanı gelmişti. Gazeteci Zeynep Kuray, Hediye gibi, Yasemin gibi, Fatma gibi Bakırköy’de dört duvar arasında.

                                                          * * *
           Günlerden yine Cuma. Zeynep’i’ tutuklandığından beri ikinci kez görecektim.  Bir önceki görüşmemden farkı, bu sefer ona sarılabilecektim. Açık görüştü. Görüş saatinin gelmesini beklerken hapishane önünde, İnsan Hakları Derneği’nin basın açıklaması yaptığını gördüm. Fotoğraf makinemle açıklamanın olduğu yere gittim. Annesi Fatma’ya kavuşmak için yıllardır çırpınan Azat da oradaydı. Hasta tutuklular için tahliye istiyorlardı. Sanatçı Pınar Sağ da duyarlılığını bir kez daha göstermişti. “Muayene sırasında, askerlerin odaya girmek istemesi nedeni ile birçok kadın tedavi görmeden hapishaneye geri dönüyor” diyordu Pınar. İHD yetkilisi ise, resmi rakamlara göre, hapishanede 416 ağır hastanın bulunduğuna dikkat çekiyordu.

           Basın açıklaması bitti. Görüş saatimiz de gelmişti. Kimlik kontrolü, üst aramaları ve diğer tüm işlemlerin ardından büyük bir salona alındık.  Yan yana dizilmiş sandalye ve masalarda oturduk, kimisi oturacak yer bulamadığı için ayakta kaldı. Yaklaşık bir saat de böyle bekledik içeridekileri. Heyecan yerini yorgunluğa bırakıyordu yavaş yavaş. Ta ki Zeyno’nun gürsesi salonda yankılanana kadar. Yine kıpır kıpırdı Zeyno, tanıdık tanımadık herkese sarıldı, öptü.  O’nu izlerken gözlerim diğer tutuklulara takıldı. Sanki içerisi, dışarısı olmuştu. Dicle Haber Ajansı çalışanları, Gündem gazetesi yazarı Yüksel Genç, çevirmen Ayşe Berktay tutukluların arasındaydı. Selamlaştık. Zeyno, Hediye Aksoy ile tanıştırdı bizi. Mağduriyetini çokça haber yapmıştım Hediye’nin ama ilk kez yüzünü görüyor, sesini duyuyordum… Hastalığına rağmen yüzünde tebessüm eksilmedi Hediye’nin. İçtendi, sıcaktı.

             Hem Zeynep hem diğer tutuklular, hapishane koşullarından yakınıyorlardı. “Su sorunu hala çözülmedi, yemekler yenilecek gibi değil,  hastalıklar arttı” diyordu tutuklular. Yemeklerden mi, başka bir sebepten mi bilinmiyor ama kadınların büyük çoğunluğu ya çok geç regl (adet) oluyor, ya da hiç olmuyor.  Kaygısını, “Yüzlerimizdeki kıllanmalar da arttı” sözleriyle dile getiren esmer kadın, hapishane yemeklerinin incelenmesini istiyordu. Güvenilir bir doktordan, geniş çaplı bir muayene talep ediyorlardı. “Doğru dürüst duş da alamıyoruz, duştan sonra vücudumuzun derisi pul pul dökülüyor, kaşınıyor” diyordu her iki kolunu ziyaretçisine gösteren kadın.


          Sorunlar 45 dakikaya sığacak gibi değildi. Görüş bitmişti. Hapishane koşullarına inatla, yaşama tutunmaya çalışan kadınların gözlerindeki ışıltı, yakınlarına moral olmaya yetmişti. Onlar, dört duvar arasında karşıladıkları 8 Mart’ın kızıllığıyla, gelecek güzel yarınlara sımsıkı sarılmışlardı çoktan.
          


                                                         Evrim Kurdoğlu ile bir görüş günü.