19 Temmuz 2011 Salı

'Evli misiniz, yoksa boşandınız mı?'

Aysel Kılıç
aysel.kilic@hotmail.com

İstanbul’da yaşayıp da yolu Cerrahpaşa’ya düşmeyeniniz var mı? Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, adından da anlaşıldığı gibi, bilimin merkezi. Üniversite Hastanesi. Sadece İstanbul’dan hastalar değil, ülkenin dört bir yanından hastaların akınına uğrayan ‘en güvenilir’ hastanelerin başında gelir. Tıp Fakültesi’nin dev bahçesinden içeri girdiğinizde, beyaz önlükleriyle, telaşla yürüyen yarının hekimleri nice genç kadın ve erkek görürsünüz. ‘Uzman’ hekimlerin peşinde koşturan umutlu gençler…
Randevu saatinden daha erken geldiğimden, güzel, güneşli havayı teneffüs etmek için dışarı çıkıyorum. Randevu sistemi olmasına rağmen kapıdan taşan hasta kuyruğunu görünce bugün bana sıra gelmeyeceğini düşündüm. Türkiye’de zamandan daha bol ne var ki (!) Hiç yabancısı olmadığımız bu uzun kuyruk beni rahatsız ediyor. Hem zamanımın kısıtlı olması, hem de adeta bir parçam olan fotoğraf makinemi yanıma almayışım bu huzursuzluğumu artırıyor.
Saatler ilerliyor… Jinekolog polikliniğine gitmek için beklediğim kayıt sırası bana geliyor. Adım, soyadım, yaşım… ‘medeni durumu’ma gelince duruyor görevli ve “Evli değil misiniz?” diye soruyor. “Yok değilim” diyorum. Peşinden “Boşandınız mı?” sorusu geliyor. Görevlinin bu anlamsız sorularına biraz da sinirlenerek, “Evlenip boşandığıma dair bir bilgi mi var nüfusumda?” diyorum. Sıra numaramı alıp, poliklinik kapısında bekliyorum benim gibi bekleyen onlarca kadın arasında. Yanlarında kocaları, kaynanaları, kardeşleri olan kadınlarla.
‘GÖLGE’DE KALAN BİLİM
Sıram geldiğinde rahat bir nefes aldım. Çünkü içeride beni bekleyen bir hekimdi. Toplumsal yargılardan, cinsiyetçilikten uzak bir bilim insanı. Kapıyı aralayıp içeri girdim. Erkek hekimin yanında bir de kadın görevli vardı. Hasta kayıt işlemlerinden sorumlu kadının ilk sorusu “Evli misiniz?” oldu.
“Neden bu soruyu böyle soruyorsunuz? “ diyorum. Kadın,“sormak zorundayız” diyor. “Burası bir tıp merkezi. Eğer muayene yöntemleri için ise bu sorunuz, neden direkt olarak ‘cinsel ilişkide bulundunuz mu’ ya da ‘bakire misiniz değil misiniz’ diye sormuyorsunuz, soramıyorsunuz da evli misiniz diyorsunuz” diye tepki veriyorum. Olup bitenlere izleyici hekim de, daha sonra yanındaki görevliyi desteklercesine, “Böyle sormak zorundayız” diyor.
Gerildiğim için muayene de olmak istemiyorum; ama mecburum. Çalacağım başka bir kapının anlayışının da böyle olacağından kuşkum yok.
Muayenenin ardından hastanenin o uzun koridorunu hızlı adımlarla yürürken, toplumsal yargıların gölgesinde kalan ‘bilim’ in beni iyileştirmesinin mümkün olamayacağı kanısına çoktan varmıştım bile.
Hastane yarım günümden fazla zamanımı almıştı. Sıra beklemek, hekimlere derdimi anlatmak… Hayatı her yönüyle bu kadar zorlaştıran bir sisteme karşı durmamak mümkün mü? Yaşamın her alanında sana hatırlatılan “sen kadınsın” ı içselleştirmek mümkün değil başka bir dünyanın özlemini kurarken… Kafamda düşünce düşünceyi kovalıyor… Tüm bunları düşünürken, saatlerimi hastanede geçirdiğime üzüldüm. Mecidiyeköy’de bulunan gazetemize koşar adımlarla geldim.
BirGün’ün tabelasına takılırken gözüm, rahat bir nefes aldım. Tüm kurumlarıyla yozlaşmış, çürümüş bu düzene karşı, yeniyi yaratma umuduyla ve büyük bir özveri ile bu çatı altında çalışan tüm arkadaşlarıma sarılmak geliyordu içimden.
Özlemini duyduğumuz dünyayı yaratmak bizim elimizde.


1 yorum: