2 Mayıs 2012 Çarşamba

“Şoför Bey, bu otobüs nereye gidiyor!”

Aysel Kılıç

Duraklardan binenlerle birlikte iyice kalabalıklaştı otobüs.  1 Mayıs olduğunu bilmeyenlerin soruları gelemeye devam ediyordu: “Şoför Bey, bu otobüs nereye gidiyor!” Soruları ne şoför ne de gençler cevaplıyordu,  yanımda oturan Ahmet dede gelen sorulara tek tek cevap yetiştirmeye çalışıyordu: “Bu otobüs 1 Mayıs’a gidiyor!”

Çocuk heyecanı, çocuk sevinci ile uyandım 1 Mayıs sabahına.  Muhafazakarlığı ile bildiğim, tanıklık ettiğim ‘mahallem’in sokaklarında  bugün bir telaş, bir koşuşturmaca vardı.  Hergün işe gitmek ve eve dönmek için bindiğim Kocamustafapaşa otobüsünün yolcu profili de bugün bambaşkaydı. Gençler tarafından işgal edilmişti sanki otobüs.  Türküler, marşlar, şen kahkahalar…
Yanımda oturan, 80’li yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim, adam otobüsteki gençleri şaşkın gözlerle izliyordu. “Yanlış mı bindim, bugün bir tuhaflık var otobüste?” diye sordu bana.  “Bugün 1 Mayıs” dedim.   “Ha anladım, anarşiklerin eylemi değil mi 1 Mayıs kızım?” dedi.   “İşçi ve emekçilerin bayramı, sizin, bizim bayramımız” dedim gülümseyerek.   Peşpeşe soru sormaya devam etti.  Ben soruları yanıtlarken yüzündeki endişe azaldı, sohbetimiz  derinleşti.   1 Mayıs’ı en sade cümlelerle anlatmaya çalışırken,  hemen arkamızda oturan iki genç de sohbetimize katıldı.  
 “Dede seni de götürelim alana” dedi esmer güleç yüzlü genç.  “ Biz derslerimizi, işimizi bırakıp Bayramı kutlayacağız” diye devam etti.  Yaşlı adam, sesini yükselterek, “Yavrum talebesiniz, işçi değilsiniz ki eyleme gidiyorsunuz?” dedi.  Genç ise, “Evet talebeyiz, işçi değiliz, ama okumamamız için elinden geleni yapıyor devlet. Parası olmayan okuyamıyor.  Öğrenci değil de müşteriyiz sanki!” Adam, kafasını sallayarak, onayladı gencin söylediklerini,“ Haklısın yavrum, ben de çocuklarımı okutamadım parasızlıktan” dedi.
Sohbet sürerken,  duraklardan binenlerle birlikte iyice kalabalıklaştı otobüs.  1 Mayıs olduğunu bilmeyenlerin soruları gelemeye devam ediyordu.  “Şoför Bey, bu otobüs nereye gidiyor!” diyenler çoğaldı. Ama soruları ne şoför ne de gençler cevaplıyordu,  yanımda oturan Ahmet dede,  ( yazımın başındaki gibi ‘yaşlı’ diyemeyeceğim artık,  O’nunla çoktan tanışmıştık) gelen sorulara tek tek cevap yetiştirmeye çalışıyordu: “Bu otobüs 1 Mayıs’a gidiyor!” dedi.  Bu cevap gençlerden büyük bir alkış aldı, ıslıklar çoğaldı.  Devamında marşalar geldi:  “1 Mayıs, 1 Mayıs, işçinin emekçinin bayramı…” 
Otobüsteki atmosfer beni de içine çekmişti,  Unkapanı’na  ne zaman vardığımızın farkında bile değildim. “Taksim’e gitmez, son durak!” diyen şoförün sesini duydum.  1 Mayıs alanına gitmek için gelenler tek tek Şişhane yolunu tuttu. Ben de Ahmet dedenin inmesi için bekledim.  Çantamdan çıkardığım fotoğraf makinemi görünce,  “Gazeteci misin?” diye sordu ışıldayan gözleri ile.  Yanıtımı alınca, “Hiç belli ettirmedin kızım, yoksa beni de mi yazacaksın gazetene?” diyerek gülümsedi.   
Evet, Ahmet dedeyi yazmadan edemezdim.   “Anarşiklerin eylemi değil mi 1 Mayıs?” diye soran, ancak otobüste tanıştığı gençlerle birlikte 1 Mayıs alanının yolunu tutan Ahmet dede, hepimizden genç değil de neydi?
 1 Mayıs ile ilk kez tanışmanın heyecanını yaşayan Ahmet dede ile Unkapanı Köprüsü’nü  adım adım yürüdük…  Kızıl bayraklar, davul zurnalar, marşlar bizi karşıladı. Ahmet dedenin yüzüne vuran güneş,  tüm gölgeleri silip süpürmüştü.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder