Kayıtlar

Resim
    ‘DUYMAZDI HİÇBİR ALLAH’IN KULU ÇIĞLIĞIMIZI’   Meslektaşlarımızla dayanışmak amacıyla başlattığımız Haber Nöbeti’nin 4. Grubu olarak iki gündür Diyarbakır’dayız. Sokağa çıkma yasağının olduğu, insanların sokak ortasında vurulduğu, evlerinin bodrumlarında katledildiği topraklarda. Kiminin “bölge”, kiminin “Kürt illeri” kiminin “orası” kiminin "bölge" dediği topraklardayız.  Adına “Diyarbakır” denilen, ancak burada yaşayanlar için ismi hiçbir zaman “Diyarbakır” olmayan Amed’de . Burası, Türkiye’nin diğer yarısına hiç benzemiyor. Coğrafyasıyla, diliyle, kültürüyle, hatta acılarıyla bambaşka bir yer. Ne İstanbul’dan baktığımız gibi ne de “havuz medyası”nda yazıldığı gibi. Burası başlı başına bir ülke. Ama ne bağımlı ne de bağımsız. Gördüğü zulüm ve acılarıyla bağımlı; direnişi ve umuduyla özgür. Diyarbakır’a adımımızı atar atmaz ölüm haberi karşıladı bizi. Cizre’de vurulan ve yaralı halde bir bodruma sığınmak zorunda kalan Azadiya Welat Gazetesi Yazı İşleri Müdürü ...

‘Zamanında Moliere’in eserlerinin yasak edildiği bir dünyada yaşıyoruz’

Resim
Erdal Özyağcılar, 18 yıl sonra yeniden tiyatro sahnesinde! ‘Hoş Geldin Boyacı’ oyunuyla ve yine kendisi gibi tiyatrocu olan kızı Zeynep Özyağcılar’ın kurduğu Tiyatro Martı’da izleyicilerin karşısına çıkacak olan Özyağcılar, “İzleyiciyle yeniden göz göze geliyorum, heyecanlıyım” diyor. 50 yıllık sanat yaşamında seyircinin gönlünde taht kuran Erdal Özyağcılar, 18 yıl aradan sonra yeniden tiyatro sahnesinde olmanın heyecanını yaşıyor. “Kibar Feyzo”, “Çöpçüler Kralı”, “Yılanların Öcü” , “Züğürt Ağa”, “Beyoğlu’nun Arka Yakası” gibi çok beğenilen filmlerde oynadı. 2010 yılında eşi Güzin Özyağcılar ve kızı Zeynep’le Rus yazar Dostoyevski’nin “Karamozov Kardeşler” adlı romanından uyarlanan “Karadağ” dizisinde rol alan Usta oyuncu, “Bizimkiler” , “Şehnaz Tango “, “Yabancı Damat”, “ Elveda Rumeli” ve son olarak, “Sevdaluk” adlı dizilerde geniş kitlelerce tanındı, sevildi, milyonları ekran başına topladı. Erdal Özyağcılar ile Ulus Parkı’nda bir araya geldik, hayatı, sanatı ve “Hoş ...
Resim
DİYARBAKIR'DA ESNAF HEM YASTA HEM ÖFKELİ:                                                           AKP'ye bir kez güvendik, bir daha asla! Sokağa çıkma yasağının sürdüğü, insanların evlerinin bodrumlarında hapsedildiği, sokak ortasında vurulduğu Diyarbakır’da ‘günlük yaşam’ da durma noktasında. Öğrenciler okullarına gidemiyor, çalışanlar işlerine adapte olamıyor. Ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçları karşılayan, halkla en çok muhatap olan esnaf da ne satış yapabiliyor ne de can güvenliğini sağlayabiliyor. Haber Nöbeti için bulunduğumuz Diyarbakır’da biz de sokakları dolaşırken tedirginiz… Her an bir kurşunun hedefi olabiliriz. Caddelerde, sokak aralarında TOMA’lar, ‘akrep’ denilen zırhlı araçlar bize eşlik ediyor. Boynumuzda fotoğraf makinesi, ellerimizde kayıt cihazıyla, Sur civarında, Bağlar’da esnafı tek tek ziyaret ediyoruz. Önce kend...

Gezi Direnişi, gazeteciler ve penguenler

Resim
Geçtiğimiz haftalarda, Murathan Mungan, sosyal medyada gazetecilikle ilgi önemli bir noktaya dikkat çekmişti. Mungan, George Orwell'in "Gazetecilik, birilerinin basılmasını istemediği şeyi yayımlayabilmektir. Geri kalan her şey halkla ilişkilerdir" sözünü paylaşmıştı. Orwell'in gazetecilik için o dönemde yaptığı tanımlama belli bir dönemle sınırlı değildir. İktidarlar var olduğu müddetçe birileri 'rahatsız edici' haberler , yazılar yayımlayacak; birileri de suya sabuna dokunmayacak ya da kendisine verilen talimatları yerine getirecektir. Dünden bugüne gazetecilik bu iki ayrı çizgi üzerinden gitmiştir. Bir yandan İktidardan yana 'haber' yapanlar, gerçekleri çarpıtanlar ya da gerçeklerin üstünü örtenler; diğer yandan gerçekleri yansıtabilmek için bedel ödeyenler. Günümüzde gazetecilik ağır sınavdan geçiyor. Özellikle demokrasinin olmadığı, hukukun işlemediği  Türkiye 'de gazetecilik yapmak neredeyse imkansız hale geldi. Gerçekleri yazan gazetecile...

Roboski ve 'adalet sarayı'

Resim
Tarih 29 Aralık 2011. İstanbul  güzel, güneşli. Adliye muhabiriyim. Yani  adalet  ve adaletsizliğin  tam da ortasındayım. Meslektaşlarımın yargılandığı davayı takip etmek için Çağlayan'daki İstanbul  'Adalet Sarayı'ndayım.  Adalet yerini bulacak ve arkadaşlarım, meslektaşlarım beraat edecek, diye düşünüyorum (!) Umutluyum, gülüyor yüzüm... Ama uzun sürmedi bu huzur... Gazete sayfalarını çevirmeden, televizyona bakmadan sokağa atmıştım kendimi; yüzümün gülmesi de bundanmış. Kara haberi öğrenmem geç olmadı. 34 insan bombalarla paramparça edilmişti!  Beynimden vurulmuştum sanki. Haber spikeri günün "rutin" haberiymiş gibi aktarıyordu yaşanan katliamı.  Gördüklerim, duyduklarım karşısında ne bir söz çıktı iki dudağımın arasından ne de oturduğum yerden kalkabildim.  Öylece kala kaldım adliyedeki basın odasında.  Ağlamak istiyordum ama ağlayamıyordum,  gözyaşlarım donmuştu sanki.   Ne meslektaşlarımın duruşmasını izl...

Kadın ‘cam tavan’ a çarpıyor, erkek yükseliyor!

Resim
Kadın gazeteci, erkekle aynı işi yapsa da, daha fazla emek verse de karar mekanizmalarında yer almıyor. “Ben de buradayım” diyen kadın gazeteciyi zorlu bir mücadele bekliyor.  Kadınlar, çalışma hayatının her alanında olduğu gibi basında da ayrımcı uygulamalara maruz kalıyor. Kadın gazeteci istediği haberi takip edemiyor, istediği konuda köşe yazamıyor, üst düzey kademelerde yer almak için başarının ötesinde bir çaba sarf etmeye zorlanıyor. Çalışma yaşamında erkekle aynı işleri yapan kadın gazeteci, karar alma mekanizmalarında yer almıyor. Feminist hareketin akademik dünyaya en büyük katkılarından biri de bu alandaki eşitsizliğe dikkat çekmesi olmuştur. Kadının medyadaki temsili üzerine yıllardır bir dizi araştırma ve inceleme yapıldı kadınlar tarafından. Tüm bu araştırma ve incelemelerdeki temel çıkarsama ise medyanın cinsiyetçi olduğudur. Araştırmalar, kadının medyada iş ve toplumsal hayatındaki başarılarından çok, töre cinayetleri, intihar, tecavüz, şiddet ...

Kadınlar, erkekler, aşklar ve mektuplar

Resim
Gözlerimi kapatıp yeni bir dünyaya  yolculuk yapıyorum; İçinde bulunduğumuz dünyadan çok uzak, başka bir yaşama.  Sınırlar yoktur o dünyada,  sevgi, aşk mülkün hapsinde değildir, cinsellik özgürdür.  Ne kadın erkeğin kölesi, ne de erkek kadının, sistemin...  Çıkar ilişkilerine yaşam alanı yoktur o dünyada.  Sevdiği için dokunur kadın ve erkek, sevdiği için özgür bırakırlar birbirlerini. Kimse kimseye istemediği bir hayatı dayatmaz,  yaşamlarını zindana çevirmez; aksine birbirlerinin hayatlarını yeşertmek için yaşarlar. Kadın ve erkek arasındaki çıkarsız ve özgür birliktelik  tüm toplum için geçerlidir. ‘Ben’ değil, ‘biz’ hâkimdir hayata. Biri zincirliyken, diğerinin özgür olma şansı  yoktur.  Biri mutsuzken diğerinin mutlu olma olasılığı da. Bu rüyadan uyanmak istemiyorum.  Benim gibi pek çok insan bu rüyayla yaşıyoruz; Çünkü o rüyanın gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunun farkındayız.  Bizi dimdik ayakta tutan da bu fa...